Reftar

Vurun Davutoğlu’na!

Askerliğimi Maraş’ta, bir komando bölüğünde yaptım. İlk bölük komutanımız Kadri Üsteğmen, sert mizaçlı, otoriter, yokluğunda bile gözü ve kulağı üzerinizdeymiş hissi verecek kadar karizmatik bir adamdı. Sadece erat değil, rütbeli personel de kendisinden çekinir, kimse Kadri Üsteğmen hakkında konuşmazdı. Disiplinin bozulmasına asla müsaade etmediği için işler tıkır tıkır yürürdü.

Tayin vakti gelip de Kadri Üsteğmen başka bir şehre gidince, yardımcısı Arif Teğmen (rütbe alıp üsteğmen olarak) onun yerine geçti. Arif Teğmen, selefinin aksine son derece munis, yumuşak başlı ve bir subay için fazla sessiz biriydi. Kafasında bir hayal dünyası kurmuş da gündelik mecburiyetleri biter bitmez oraya kaçıyormuş gibiydi. Fiziksel olarak da narin yapılıydı; heybetli bir görüntü vermekten çok uzaktı.

Kadri Üsteğmen döneminde haytalık edemeyen, dedikodu yapamayan, “ipinden kurtulamayan” erler, Arif Üsteğmen’in komutanlığı başlar başlamaz gevşeyiverdi. Koğuşlarda sigara içip kâğıt oynayanlar, bölük komutanı ve ailesi hakkında nahoş şakalar yapanlar gırla gidiyordu. Askerlerden biri olarak normalde bu rahatlığı keyifle karşılamam gerekirken ben bile rahatsız olmuş, bu işin sonu nereye varacak diye endişelenmeye başlamıştım. Derken bölük komutan yardımcısı olarak fişek gibi bir teğmen geldi ve ortam eski haline döndü.

Bana bu askerlik hatıralarımı anımsatan şey, Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığı makamına geçişiyle birlikte AK Parti Genel Başkanlığı ve Başbakanlık koltuklarına oturan Ahmet Davutoğlu’na yönelik eleştirilerin dozu ve içeriği oldu. Erdoğan’a yönelik ağır ve sistemli saldırıların, onu desteklemesine rağmen eleştirme ihtiyacı da hisseden insanların zihninde “şimdi değil” alarmları çaldırdığı, şimşekleri üstüne çekmekten korkanlar olduğu, mevcut durumu fırsat bilip kılıç çeken, “Siz koyunsunuz, yandaşsınız, korkaksınız” nidalarıyla saldıran muhalif kesimin bu insanlara “La havle” çektirdiği, dişlerini sıktırdığı muhakkak.

Bu çift taraflı baskı, Davutoğlu’nun gelişiyle birlikte aniden kırıldı ve Erdoğan’dan çekindiği için “sistem eleştirisi, demokrasi uyarısı, adalet ve insanlık vurgusu” yapmayan/yapamayan, kendini baskı altında hissettiği için öfke biriktiren çoğu kişi bir bir Başbakan Davutoğlu’na patlamaya başladı. 7 Haziran seçimlerinden sonra ilk ipi çekilmek istenen, “Güzelim partiyi batırdın” denilen Davutoğlu oldu. Mitinglerde bağırdı, “Niye bağırdın”; bağırmadı “Niye sakinsin” diye eleştirildi. Munisliğine de celaline de ayrı burun kıvırıldı. Kâbe’nin içine girdi, “Bu siyasiler de iyice gelenek düşmanı oldu” denildi. Umredeki Türklerin spontane alkışına eyvallah çekti, “Utanmıyor musun miting yapmaya”, “Bu nasıl Müslümanlık ey Başbakan!” yumrukları yedi.

Babasına bağıramadığı için kardeşini döven abi, ustasından fırça yiyince çırağı haşlayan kalfa gibi hayatın içinden örnekler sayesinde yakından tanıdığımız bu ruh halinin yol açtığı “zoraki eleştiri atmosferi” bir an evvel son bulur umarım. Çünkü hem karşılığı yok, hem komik görünüyor.

(Bu yazım, Gerçek Hayat’ın 798. sayısında yayınlanmıştır.)
1980'de Trabzon'da doğdu. Üsküdar'da yaşıyor. Yazarlık ve editörlük yapıyor. Ayrıca -artık bu mesleği icra etmese de- bir mobilya ustası. Evli. Esma Rahel adında feci derecede tatlı bir kızı var. Trabzonsporlu. Dünyayı ancak başak burçlarından oluşan bir komisyonun kurtarabileceğine inanıyor. İyi çocuktur. Çocuktur.

0 Yorum

Yorum Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.