İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Türklerin görünmez kahramanları

Superman, vücudunu saran mavi lateks bir elbisenin üzerine kırmızı don ve pelerin giyer. Jetlerden hızlı uçabilmesine, kurşun geçirmemesine, bir binayı bile yerinden oynatabilmesine rağmen “görünür” olmak için bu berbat kıyafete mecburdur. Batman ve Spider Man’de de aynıdır durum: Birisi şövalye zırhına benzeyen pelerinli siyah bir koruyucu elbise giyip yarasa maskesi takar; diğeri de Superman’e benzer biçimde kafası da dâhil olmak üzere tüm vücudunu yüz kısmı örümceğe benzeyen esnek bir kıyafetle sarar. Captain America’dan Iron Man’e, Daredevil’den The Flash’a Amerikan kültürünün yarattığı hemen her kurgu kahramanda durum böyledir: Hem gerçek kimliğini kötü adamlardan gizlemek hem de kahraman kimliğini vurgulamak için dikkat çekici, parlak, abartılı hatta çirkin kıyafetlere bürünürler. Bunda elbette çizgi roman kültürünün dinamikleri de etkilidir; ancak nihayetinde o kültürü oluşturan zihin, yaşadığı toplumun karakterinden bağımsız değildir. Batılılar için kahramanlık sade, sıradan, gündelik olamaz; daima abartıya ve gösterişe muhtaçtır.

Kara Murat, siyah pantolonu, beyaz gömleği ve belindeki kuşağıyla sıradan bir Osmanlı erkeğidir. Öyle ki onu arayan düşmanları çoğu zaman “Kara Murat hanginiz” diye sormak zorunda kalır; gördükleri her Osmanlı askeri potansiyel bir Kara Murat’tır. Buna karşın hiç kimse Kara Murat’ın kimliğini gizlediğine şahit olmaz, kendi topraklarında onu herkes tanır, sever, saygı gösterir. Hızır Bey de böyledir. Can yoldaşı Yadigâr’ın aksine görece çelimsiz sayılır ama çok zeki ve korkusuzdur. Varlığını İslam davasına adamış sayısız akıncıdan biridir. Hiçbir ayırt edici özelliği bulunmaz, etrafındaki hemen herkes gibi imanlı, zeki ve iyi bir savaşçıdır. Kahramanlığı, içinde yaşadığı topluma ve vatana adanmışlığından gelir. Görünüş itibarıyla en “marjinal” sayılabilecek kahramanımız Tarkan’dır: Kuzu postundan yapılmış, kollarını ve bacaklarını açıkta bırakan tuhaf bir elbise giyer. Boynunda, üzerinde kurt sembolü bulunan bir madalyon taşır. Biricik sadık dostu bir kurt köpeğidir. Bunlarla birlikte o da yaşadığı zamanın sıradan bir insanıdır aslında; doğaüstü güçleri, şeytani zekâsı ya da çılgın mucitlerin ürettiği tuhaf silahları yoktur. Devrindeki çoğu Türk gibi macera peşinde bir göçebedir.

Sinemanın, edebiyatın, popüler kültürün malzemesi olan tüm bu kahramanlık figürlerinin gündelik hayattaki gerçeklerle uyumu fark edilmeyecek gibi değildir. ABD Başkanı Donald Trump mesela, ülkesinde istediği kadar aşağılansın, istediği kadar alaya alınsın, tipik bir Amerikan kahramanıdır. İnatçıdır, imkânsızı başarmaya hayatını adamıştır, görünürlüğe her şeyden fazla önem verir. Kırmızı bir tayt giymez belki ama benzersiz rüküşlüğünü kendine has özel bir kıyafet olarak taşır. Elinin altında “çılgın mucitlerin tasarladığı benzersiz silahlar” vardır. Bir süre ortalıkta görünmezse “piyasa değeri” hızla düşeceği için kahramanlığını her ay, her hafta, hatta neredeyse her gün yeniden kanıtlamak zorundadır. Bunun için de kendine sürekli yeni maceralar, yeni “kötü adamlar” bulur. Bir gün Obama’ya, bir gün Kuzey Kore’ye, bir gün Meksika’ya çatar. Zirvede kalmanın zirveye çıkmaktan zor oluşunun yarattığı stres yüzünden sürekli gergindir.

Bizim kahramanlarımızsa görünmezdir, aramızdadır, sıradandır. Bizimle beraber her gün metrobüse biner, nefessiz kalır, boş tutamaç bulamayıp sağa sola çarparlar. Bazen bir çay ocağında neşeyle muhabbet eder, bazen uyku mahmuru halde bir sokak tezgâhından poğaça alırlar. Bazen de bizzat sokaktaki poğaça satıcılarıdır kahraman, çoluk çocuğunun rızkı için şehrin tamamından önce uyanırlar. Onları ilk görüşte başkalarından ayıramazsınız; herkes gibi giyinir, herkes gibi güler, herkes gibi horon ederler. Kimisi taze öğretmendir, içi içine sığmıyordur ilk öğrencilerine kavuşmak için. Kimisi henüz ergendir, karmaşık duygularla boğuşuyor, sevmek ve sevilmek istiyordur. Kimisi polis, kimisi asker, kimisi kaymakamdır; geceleri hepimizin gördüğü rüyaları görür, gündüzleri hepimizin yürüdüğü yollarda yürürler. Kiminin adı Aybüke, kiminin adı Necmettin, kiminin adı Eren’dir. Yüzlerinde iyi insanlara mahsus tatlı bir tebessüm, gözlerinde hayat ışığı vardır. Bazılarını Fethi, bazılarını Muhammed, bazılarını da Fırat diye çağırırız. Nerede bir kahramana ihtiyaç duyarsak onlar oradadır.