İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

reftar

Sırp mısın evladım?

90 öncesi nesillerin çok iyi bildiği bir azarlama kalıbı var. Özellikle Anadolu kökenli anne ve babalar, yaramazlığı abartıp kardeşleriyle kavga eden veya etrafa zarar veren çocuklarına “Oğlum Rus musun sen?”, “Sırp mısın evladım niye böyle yapıyorsun?”, “Senin yaptığını gâvur yapmaz” gibi sözlerle çıkışırlar. Bu sözler öylesine söylenmiyor elbette, hepsinin halkımızın ortak hafızasında bir karşılığı var. Hatta karşılıktan da öte, o hafızayı canlı tutma gibi bir işlevleri var. Neden Rus, niye Sırp diye araştırdığınızda sizi insanlık tarihinin kanlı sayfalarına götürüyorlar. Hangi bölgede hangi sıfatın daha yoğun kullanıldığına bakarak o bölgenin “yaralarına” dair hızlıca malumat edinebilirsiniz. Günümüzde bu gibi kalıpların kullanılmasını yadırgayan, sözcüklerin ikincil, hatta üçüncül anlamlarını yok etmeye uğraşan bir söylem geliştiriliyor. Bu söylemin “ötekileştirme” kavramı altında sözlü kültür yoluyla aktarılan hafızayı kesintiye uğratmak gibi bir anlamı olduğunu düşünüyorum. Nihayetinde hiç kimse Rum ya da Yahudi derken o ırkın her bir bireyini değil, o kimliklerin arkasında durarak topraklarımızda (ve kardeş gördüğümüz…

Muhammed’in abileri nerede?

Ben, cesur bir çocuk değildim. Kavgaya tutuşmak söz konusu olduğunda korkardım. Hemen her Trabzonlu gibi çabuk alevlenir, çabuk sönerdim ama cesur bir çocuk değildim. Ta ki kardeşlerimle gezintiye çıktığım bir gün mahallenin serserileri yolumuzu kesene kadar. 91 senesiydi. Güngören o yıllarda “piskopatı” bol bir semtti; bali çekip tiner koklayan, Müslüm dinleyip kollarını jiletleyen serseriler, kendilerinden küçük, güçsüz, zayıf gördüklerini korkutmayı, dövmeyi, parasını almayı alışkanlık haline getirmişti. Uzak duruyor, yolumuzu değiştiriyor ve “abilerimize” sığınıyorduk. O yıl on bir yaşındaydım. Bir hafta sonu, sekiz yaşındaki erkek ve dört yaşındaki kız kardeşimle birlikte oyun oynamak için, okuduğum okulun bahçesine gidiyordum. Dilden dile dolaşırken fantastik bir abartıyla yoğrulan vukuatlarını duyduğum bir sokak serserisi, iki arkadaşıyla birlikte yolumuzu kesti. “Sen ne dolanıyon lan burda” diyerek başladığı cümleyi falçata kadar keskin küfürlerle bitirdi. Tam o anda beynimdeki şalterlerden biri kapanıp diğeri açıldı. Tek olsam belki kaçmaya çalışırdım, belki kendimi acındırırdım, belki de dayağımı yiyip bir köşede…