Reftar

İrşâdın Gülen Yüzü: Nouman Ali Khan

Ara sıra da olsa yıllardan beri şahit olduğum vakıadır: Yumuşak üsluplu, güler yüzlü, bağırıp çağırmayan, ukalalık taslamayan, başkalarıyla kavga etmeyen vaizler/hatipler hakkında alttan alta dedikodu çıkarılır, “birilerinin İslam’ı bölmek için içimize sokuşturduğu ajanlar” oldukları filan söylenir. Saydığım bu özelliklerin tamamı bize Peygamber Efendimiz’den miras olmasına rağmen, O’nun sünnetinin aksine asık suratlı, stüdyo/salon dolusu seyirciyi ağlatmaya azmetmiş, şöhret peşinde, sürekli diğer hocalara/fakihlere sataşan tipler hakkında küçücük bir eleştiri bile ciddi tepkilerle karşılanır.

İslam dünyasının bitmesi zor görünen bu sorununa rağmen kendini yalnızca Kuran ve sünneti anlatmaya adamış, başkalarının olumsuzlukları yerine İslam dünyasının, özellikle de Müslüman gençliğin sorunlarıyla ilgilenen, çözümler arayan ve çağının dilini konuşmayı bilen isimler de var.

ABD’de yaşayan Pakistanlı genç âlim Nouman Ali Khan onlardan biri. Vaazları video paylaşım siteleri aracılığıyla dünyanın dört bir yanında ilgiyle izlenen Khan’ın ilim yolculuğu, onu benzerlerinden ayırıyor.

Kopuştan yükselişe…

Nouman Ali Khan, ABD’nin Teksas eyaletinde yaşayan bir Arapça ve Kuran profesörü. Aynı zamanda Kuran Arapçası ve tefsir çalışmaları yapan Beyyine Enstitüsü’nün de kurucusu. 2005’te kurulan bu enstitüde çok sayıda genç sıkı bir eğitimden geçerek Kuran Arapçası ve tefsir dersleri aldı, almaya da devam ediyorlar.

Çocukluk ve ilk gençlik yıllarında Nouman Ali Khan’ın Müslümanlıkla bağının çok zayıfladığı, hatta kopma noktasına geldiği dönemler olmuş. Fakat Allah’ın takdiriyle bu süreç hayırlı bir noktaya varınca, kendisinin ilim yolundaki yükselişi başlamış.

Gelin hikâyeyi bizzat Khan’dan dinleyelim:

“ABD’ye taşınmadan önce Suudi Arabistan ve kısa bir süre boyunca Pakistan’da yaşadım. ABD’ye geldiğimde liseye başladım. İki yıl boyunca okulda hiç Müslüman tanımadım. Ortam çok farklıydı. Kullanılan dil çok farklıydı. Genç bir insanın doğal eğilimi olarak uyum sağlamaya çalıştım. Beni herkesten farklı kılan şey ise İslam’dı. İki yıl boyunca Cuma namazı dahi kılmadım. Yavaş yavaş arkadaş ortamı kurmaya başladım ve bütün arkadaşlarım gayrimüslimdi. Hayatlarında İslam’ı ve başka bir dini hatırlatacak hiç bir emare yoktu. Onlara uyum sağlama ümidiyle onlar gibi yaşamaya başladım. Ailem değişmemden rahatsız olacaktı, bu yüzden ikili bir hayat yaşamak zorunda kaldım. Lise ortamımda başka birisi, evde tamamen başka birisiydim.

Tefsir ‘partisiyle’ gelen kurtuluş

Hayatımda öyle bir noktaya geldim ki dinimin emirlerinin tersi bir hayat yaşıyordum. Kendimi suçlu hissettim. Kimse suçlu hissetmek istemez. Bir süre sonra suç duygusu beni bir karar almaya zorladı. İslam’ı ya hayatıma kabul edecektim ya da bu suçluluk hissini veren dinden uzaklaşacaktım. Vicdanımı öldürüp uzaklaşmayı tercih ettim.

Benim İslam’a uzaklaşmam ve yakınlaşmam Peygamber Efendimiz’in bir hadisini tecrübe etmemle sabittir: ‘Kişinin dini arkadaşının dini gibidir; kiminle arkadaşlık ettiğinize dikkat edin.’ Bir gün Müslüman Öğrenciler Kulübü broşürü asan genç bir öğrenciyle tanıştım. Birden şöyle düşündüm. ‘Harika! Bu adamlar en iyi partileri düzenliyorlardır.’ Çünkü bütün ülkelerin Müslümanlarını topluyorlar. Hemen o öğrenciye sordum.

-Parti düzenliyor musunuz?
-Evet, evet! Tabi ki düzenliyoruz!

Oraya bir partiye gideceğimi düşünerek gittim. Ama bir tefsir dersiydi. Bana çok iyi davrandılar, benimle ilgilendiler. Sıklıkla arabayla beni derslerden sonra evime bıraktılar. Hâlâ namaz kılmıyordum. Ama bir gün ben ve bu kulüpten bir arkadaş arabadayken sanırım namaz vakti geçmek üzereydi ve arabayı yolun kenarına çekti ve namaz kılmaya başladı. Ben de kendimi kötü hissettim ve onunla birlikte ilk namazımı kıldım.

Beni gençken görseydiniz kaçardınız

Hangi namazın kaç rekât olduğunu dahi bilmiyordum. Misal olarak akşam namazının farzının 3 rekât olduğunu daha yeni öğrenmiştim. Hangi sureleri okuyacağımı da bilmiyordum. Hepsini baştan öğrendim. Allah benim hidayetimde üniversite arkadaşlarımı vesile kıldı.

Bu tecrübeler hiç kimsenin ümitsiz durumda olmayacağını bana öğretti. Bugün öğrencilerime şunu söylüyorum: Üniversite mescidinde namazınızı kılıp çıktığınızda beni görseydiniz ‘Estağfurullah El-Azim’ derdiniz. Ben o gençlerdendim. Yalnız mescitten çıkan o genç, beni içinde iyilik barındıran bir insan olarak gördü. Bu arkadaşlar bana hiç tebliğ yapmadılar. Namaz kılmam gerektiğini hiç söylemediler. Ya da kendilerini anlatmadılar. Mesela ilk tanıştığım genç hafızdı ve ben bunu çok sonra öğrendim.”

Nouman Ali Khan, hayatındaki bu müthiş dönüşümün ardından “boşa geçen yıllarının” intikamını alırcasına kendini ilme adamış. Okuduğu Kuran meallerindeki anlaşılması zor ifadeler ve kafasında oluşan büyük sorular, kendisini Arapçası öğrenip Kuran’ı yüzünden okumaya yönlendirmiş. Bununla da yetinmeyen Khan, her bir ayetin saatlerce yorumlandığı tefsir dersleri almış.

Ümmete borcumuz var

Bir İslam ülkesinde tefsir, hadis, Arapça gibi dersler almak kolaydır, ancak ABD gibi ülkelerde böyle kolaylıklardan bahsetmek mümkün değil. Khan da ilim yolunda yaşadığı zorlukları bu yolun talibi olan diğer gençler için bir nebze hafifletmek amacıyla 2005’te Beyyine Enstitüsünü kurmuş. “Kafası karışık” gençleri, bir zamanlar onlardan biri olduğu için çok iyi tanıyan Khan, enstitünün eğitim perspektifini de bunun üzerine kurmuş.

Khan’ın tek derdi ABD’li Müslümanların sıkıntılarını hafifletmek değil aslında. Çok daha büyük bir meselesi var genç âlimin. Onu da şu sözlerle ifade ediyor:

“Yeni bir nesil geliyor. Ne yazık ki bu nesil Kuran’la anne ve babalarından daha az temas kurdular. Hatta bir kısmı tamamen temassız. Tıpkı gençliğimdeki gibi. Bugün İslam ümmetinin yüzde 75’i otuz beş yaşın altında. Bu da gençliğin ümmetin yalnızca bir parçası değil, birebir kendisi olduğunu gösteriyor. Bu gençler özünde iyi çocuklar ama kendilerine bir şans verilmedi. Bu çocuklara kendilerini oluşturabilecekleri bir ortam verilmedi. Biz bu gençlere karşı sorumluluğumuzu yerine getirirsek ve bu ortamı sağlarsak Allah yollarını açacaktır.”

(Bu yazım, Gerçek Hayat dergisinin 792. sayısında yayınlanmıştır.)

1980'de Trabzon'da doğdu. Üsküdar'da yaşıyor. Yazarlık ve editörlük yapıyor. Ayrıca -artık bu mesleği icra etmese de- bir mobilya ustası. Evli. Esma Rahel adında feci derecede tatlı bir kızı var. Trabzonsporlu. Dünyayı ancak başak burçlarından oluşan bir komisyonun kurtarabileceğine inanıyor. İyi çocuktur. Çocuktur.

0 Yorum

Yorum Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.