Reftar

Kategori: Kültür – Sanat

Toplam 20 Yazı

Semaya Müptela Bir Çılgın

“Büyük bir tehlike içindeydim. Gerçi vaka mahalline henüz kimse gelmemişti ama, belki silahlı bir müdafaa ihtimali, böyle bir ihtiyatı icap ettiriyordu. Meydanda daha birkaç tayyare vardı, fakat hazır değillerdi. Aynı zamanda Eşref’i resmi bir müesseseye göndermiş bulunuyordum. Eşref’in ne gibi ihtimallerle karşılaşacağı muhayyilemde canlandığı zaman ürkmüş ve kendimden utanmıştım. Çünkü

Devamını Oku

Kafalarda Bir Tuhaflık

Orhan Pamuk’un en büyük talihsizliği, Türk edebiyatının önemli yazarlarından biri olmasına karşın genellikle edebiyat dışı (ve çoğunlukla gereksiz) tartışmaların odağında yer alması sanırım. Nobel Edebiyat Ödülü’nü kazandığı 2006’da, bu ödülü hak edip etmediğinden çok, politik duruşunun bu ödülü almasında etkisi olup olmadığı konuşulmuştu uzun süre. Hâlbuki Orhan Pamuk, zaman zaman

Devamını Oku

Başkalarının Acısına Bakmak

Günümüzde birçok savaş karşıtı eylemde kullanılan meşhur bir fotoğraf var. ABD’li Eddie Adams’ın 1968’te çektiği bu fotoğrafı çoğunuz görmüşsünüzdür: Vietnamlı polis şefi Nguyen Ngoc Loan, Vietkonglu esirini kafasından vurmak üzere tabancasını çekmiştir (Birkaç saniye sonra da vurmuştur). Elleri arkasından bağlı esirin yüzündeki acı ve umutsuzluk ifadesi unutulacak gibi değildir. Adams,

Devamını Oku

Kurban Bu Yıl Genco Erkal’a Denk Geldi

Necla: Demin gönderdiğin yazı ne hakkında onu soracaktım. Aydın: Din, min, maneviyat, şu, bu… Senin ilgi alanına girecek şeyler değil yani. Necla: Şu mesele… Bulmuşsun dişine göre bir kurban etinden sütünden faydalanıp duruyorsun. Bıraksana artık şu adamcağızın peşini. Aydın: Sinirleniyorum bak artık, ne alakası var ya? Necla: Asıl senin ne

Devamını Oku

Kötüsün Yıldıray

Emrah Serbes yazmayı bıraktı. Çünkü Türkiye’de büyük trajediler yaşanıyor. Böyle bir dünyaya roman getirmek istemeyen Serbes, bundan böyle yalnızca boks yapacağını açıkladı. Ardından bir de tehdit savurdu: “Başkanlık hayali kuranların kâbusu olacağım!” Kâbus Emrah’ın yarattığı, yirmi dört saat kafayı çekip etrafındakilere küfreden karizma abidesi “LA, BEBE, LA” Behzat komiserin de

Devamını Oku

İyi Yazmak Üzerine Notlar

Yazı dünyası ile alakamın olmadığı yıllarda bile takıntılı olduğum bir konuydu “iyi yazmak”. Kendi adıma değil, yazar olduğunu iddia edenler adına. Türkçenin temel kurallarından yoksun, özensiz, sallapati metinler bu takıntımı giderek derinleştirdi. Uzun yıllar çeşitli internet ortamlarında yazıp çizdikten sonra Gerçek Hayat Dergisi’nde yazmaya ve editörlük yapmaya başladım. İşin vahametini

Devamını Oku

Tatlıses’in On Hançeri

Ümraniye İnkılap Mahallesi’nde 1987 yazı. İlk walkman’ime sahip olmama saatler var. Dedem, anneannem ve teyzemler Almanya’dan geliyor. Sütlü kahve rengindeki Mercedes kapıya yanaşıyor. Valizlere kilitlenmişim, gözüm kimseyi görmüyor. Annem sofra hazırlamış, ekmek almaya bakkala gitmemi istiyor. Valizlerde walkman var, görmeden gitmem diyorum. Annem bağırıyor çağırıyor ama nafile, görmeden gitmeyeceğim. Teyzem

Devamını Oku

Akciğer mi Yanar Karaciğer mi?

Geçen akşam Twitter’da Neşet Ertaş’ın yürek yakan “Açma Zülüflerin” türküsünü paylaşmıştım. Gelen yorumlardan biri “Ciğer kalmadı ciğer!” şeklinde olunca aklıma şu soru takıldı: “Ciğerim yandı” deyiminde kast edilen organ akciğer midir karaciğer mi? Yıllardan beri bu deyimi her duyduğumda aklıma karaciğer gelir. Muhtemelen herhangi bir bilgiye dayanmayan, hayat boyu edinilen

Devamını Oku

Allah’ı Parmak Uçlarında Aramak: Reng-i Hoda

Simsiyah bir ekran… Yalnızca bir takım sesler geliyor kulağımıza. Bir teybe takılıp çıkarılan, kısa kısa içindekileri dinlediğimiz kaset sesleri. Yetişkin bir erkek sesi soruyor: “Bu mu?” Kırılgan bir çocuk sesi cevap veriyor: “Değil.” Böyle birkaç defa tekrarlanıyor aynı sahne. Arkadan başka çocukların sesleri geliyor: “O benimki hocam!”. Sonunda ekran aydınlanıyor

Devamını Oku

Bir Sosyalizm Ağıdı: Güneşli Pazartesiler

Bende büyük tesiri olmasına rağmen hakkında bir-iki satır olsun yazma fırsatı bulamadığım çok film var. Yönetmenlik koltuğunda Fernando Leon de Aranoa’nın oturduğu Güneşli Pazartesiler de (Los Lunes Al Sol) onlardan biri. Bu İspanyol yapımı filmi değerlendirirken film eleştirisine ait genel kriterleri bir kenara bırakmak gerekiyor. Fakat her yönüyle o kadar

Devamını Oku

‘Olamayan’ Tanrıların Hikâyesi: Kış Uykusu

“Kış uykusu, soğuk ve kurak mevsimlere karşı koyabilmek için canlı varlıkların yapısında görülen olayların tümü olarak tanımlanır. Kış uykusu esnasında hayvanlarda vücut sıcaklığı normalin altına düşer ve kalbin atım sayısı azalır. Bütün canlılar kış uykusuna yatmaz. Ama kış uykusu kış aylarında ya da genellikle iklim koşullarının elverişsiz olduğu dönemlerde, omurgalı

Devamını Oku

Prof. Dr. İsmail Kara: Alfabe Değiştirmek Dünya Değiştirmek Gibidir

(Gerçek Hayat dergisinin 679. sayısı için yaptığımız söyleşidir) Latin alfabesine geçişin yıldönümündeyiz. Yeni alfabeye 1928’de geçildi ama alfabe tartışmaları daha Osmanlının son dönemindeyken başlıyor. Osmanlının son döneminde alfabenin tartışılması hangi çerçevedeydi? Konuya buradan girelim isterseniz? Osmanlı dönemindeki tartışmaların 1928’deki harf inkılâbı ile hem ilişkili hem de ilişkisiz taraflarını belirtmek lazım.

Devamını Oku

Bir Milyon Cenaze

Müslüm Gürses öldü. Daha 27’sindeki kuzenim gibi, Erbakan gibi, Birand gibi öldü. Hatırlayın, Özal da ölmüştü. Hatta Barış Manço ve Kazım Koyuncu da… Yanlış hatırlamıyorsam Necip Fazıl ve Nazım Hikmet de öldü. Dağ gibi Büyük İskender, pamuk ninemiz Adile Naşit, suratsız Winston Churchill… Hepsi öldü. Dostoyevski kaçabildi mi sanıyorsunuz? Hayır,

Devamını Oku

Orhancığım Gencebay

İçinde bulunduğum bir aylık küsüratını saymazsak, geride bıraktığım otuz yıllık hayatımda kültürel anlamda beslendiğim, etkilendiğim, aşık olduğum, vurulduğum, nefret ettiğim, uzak durduğum, gizlice sevdiğim, önce burun kıvırıp sonra hastası olduğum, önce ayılıp bayılıp sonra pişman olduğum tonla şey oldu. Sinema, edebiyat, müzik gibi alanlarda oluşan bu birikimin bende en çok

Devamını Oku

Bizim Büyük Zevksizliğimiz

Önceki yazımda Bakırköy Adalet Sarayı’ndan Cevahir Alışveriş Merkezi’ne, Çağlayan Adalet Sarayı’ndan Olimpiyat Stadı’na kadar bir dolu “yeni” eserin çirkinliğinden bahsetmiştim. Her geçen gün bu yapılara başkaları ekleniyor. Gözlerimizin önünde cereyan eden bu ağır katliama dur diyemiyoruz. Milyonlarca dolar para harcanıp ‘son teknoloji’ ile donatılarak inşa edilen binaların dışarıdan nasıl göründüğü

Devamını Oku