İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Bize buğz eden kim varsa

Kıvılcımı ABD gettolarında çakan oyunbaz yangın rap, Türkiye’ye girer girmez arabeskle kucaklaştı. Konfeksiyon işçileri, börekçi çırakları, berber kalfaları, internet kafe müdavimleri ve “altta kalan” diğerleri iştahla sarıldı bu yeni icada. Çünkü basit bir bas-tiz ritmi rap yapmaya yeter, üstüne Gencebay’dan, Müslüm Gürses’ten parça attın mı bitti gitti, gerisi takılmadan hızlı konuşmaya bakar. Bakırköy ve Kadıköy sokaklarını siyahi rapçileri taklit ederek arşınlayan bol pantolonlu, şapkasını yan çevirmiş gençler de rap müziği arabeskin kollarından çekip almak için büyük bir kavgaya girişti aynı yıllarda. Bu iki damar kâh birbirinden etkilenerek kâh nefret ederek ama durmadan da gelişerek bugünlere geldi ki bir sabah uyandıklarında “mekâna” yıllarca yerden yere vurdukları “kolejli çocuğun” girdiğini gördüler.

Norm Ender’in gündemden düşmeyen şarkısı Mekânın Sahibi işte bu hikâyenin özetidir. Rap kültürünü bilenler için aman aman bir diss (taşlama, âleme maskara etme, ağız burun dalma) değil ama “yeni nesil rap” adı altındaki yapaylıklara bu kadar dikkat çekebilen başka bir şarkı da olmadı şimdiye kadar. İşin tuhafı, normalde diss atmak iki öfkeli insanın yumruk yumruğa kavga etmesine benzerken Norm Ender’in hedefindeki Ezhel ve Ben Fero çocukça davrandı. İlk defa böyle bir tepkiyle karşılaşıyor gibiydiler, yaptıkları işin doğası gereği üst perdeden karşılık vermeleri gerekirken elleri ayaklarına dolandı, Killa Hakan’ın “blup blup”larına sığındılar. Hâlbuki en küfürlü, en sert, en tehditkâr rap şarkıları genellikle diğer rapçilere yazılanlardır ve tıpkı kan davası gibi taraflardan biri pes edene kadar ardı arkası kesilmez.

Norm Ender başarılı bir rapçi sayılmaz; sevdiğim şarkıları olmakla birlikte Türkçe rap kategorisinde ismini tepelere yazmam. Mekânın Sahibi’nde rakiplerini “popüler kültüre kene gibi yapışıp” sözüyle alt etmek istemesine rağmen kendisi de bu kültürü (taşladığı isimler kadar pespaye olmamakla birlikte) besleyen aktörlerden biri sonuçta. Ama iki özelliği onu diğerlerinden ayırıyor. Birincisi, adamda şeytan tüyü var. Sempatik biri ama şebekleşmiyor, sivri yanını hep hatırlatıyor. İkinci ve daha dikkat çekici olansa, ne kadar iyi yaptığından bağımsız olarak nereye vuracağını iyi biliyor.

Norm’un vurduğu yerde işler hakikaten garip bir hal aldı. İçinde uyuşturucu, alkol, polis, seks geçmeyen şarkı yazamayan, zaten yazdıklarında da bir anlam bütünlüğü bulunmayan yeni nesil rapçilerin -Spotify ve Youtube gibi platformların da özellikle öne çıkarmasıyla- bu kadar popüler olmasını beklemiyordum. Kaldı ki onların liseli kıvamındaki “özgürlük abi ya, kafam taşak gibi abi” sözleriyle şarkılarına konu ettikleri meseleler, underground piyasada (hatta oranın da varoşunda) yıllardır akla gelebilecek en çıplak, en sert, en amatör biçimde hayat buluyor. “Sen parfüm ben esrar kokarım”, “Tinerle yıkayın cesedimi kirden” gibi sözler yazan Ceyhan Prensi’nin klipleri milyonlarca izlendi bu ülkede. “Maç yapak hadi bonzaisine”, “Torbacı değil lan onun adı esnaf” diye bağıran Heijan ile konuşmak için gazeteci ve amatör belgeselciler Bağcılar sokaklarında cirit atıyordu bir ara. Liriklerdeki ucuzluk bir yana, konuya gerçekçilik perspektifinden bakarsak kimin polisle köşe kapmaca oynadığı, kimin görüldüğü yerde “kimlik ver ulan” eşliğinde kenara çekilip arandığı ortada. Norm Ender tam buraya daldı işte. Aykırılığın tek başına şöhret getireceğini ve bunun da en kestirme suç unsurlarıyla haşır neşir görünmekten geçtiğini düşünen steril muhaliflerin sahte marjinalliğini tersyüz etti. Bu çelişki kabak gibi ortadaydı zaten. Şehrin kanalizasyonlarında dile gelen isyanı Nişantaşı-Levent düzlemine taşıyıp “marketten salam çalalım” demek baştan falsoydu. O salamı Demet Akalın’la klip çekenlerin çalmadığını bilecek kadar tanıyoruz memleketi.

Norm Ender’i çok başarılı bulmadığımı söyledim ama nihayetinde bir rapçidir, rap müzik yapar. Sanki bir yapay zekâ tarafından üretiliyormuş hissiyatı uyandıran sesleri mekanikleştirilmiş seri imalat isimlerin rap yaptığını söyleyene gülerim. Çünkü rap müziğin iki temel özelliği var: Lirizm ve protest tavır. Müzikalite de önemli elbette ama belirleyici unsur değil. Çünkü rap altyapısı oluşturmak legolarla hayal gücüne göre bir şey inşa etmeye benziyor. Önüne nota defteri alıp sıfırdan beste yapmıyorsun; var olan sayısız şarkıdan parçalar çekip çıkararak, onları dönüştürerek, başka seslerle birleştirerek, eski filmlerden replikler kullanarak bir bütün haline getiriyorsun. Orijinal besteler de yapılıyor elbette, örnekleri yok değil ama rapin müzikal temelinde bu eklektik tarz var. Böylece lirizm rapin ayırt edici unsuruna dönüşüyor.

Rap demek söz demektir. İbrahim Tatlıses’in berbat sözlere sahip Aramam şarkısını sanatçının efsanevi gırtlak nağmeleri için elli defa dinleyebilirim ama hiçbir rapçi dinleyicisini sesinin güzelliğiyle kandıramaz. Bana bir şey anlatması ve bunu olabilecek en etkileyici biçimde yapması gerekiyor. Sagopa’nın “Unutma kurşun her gülümsediğinde bir kalp ağlatır / Korkusuzluk sahipleri neden kemer arkasında silah taşır”, Allame’nin “Şerefsizin bir çıkarı varsa yanına kıvırtarak gelir”, Karaçalı’nın “Odam boş diyelim ki bugün savaş bitti, ne var yani adımlarını alsan geri / Bilirsin hayat bir bakıma güzeldir; dar sokaklar, poz veren eski dostlar gibi”, Saian’ın “Ama barış ütopyadır, bana memleket sen kaldın / Dünya bugün sana yaslanacak çünkü ben erkek sen kadın / Anlat onlara bize buğz eden ne varsa / Ben mesela bir sesteyim sana ait her nefesteyim”, Kayra’nın “Bul bir kahve çök ajansı dinle içimi sıktı çay / Dinlesin çorap sesiyle tüm çınarlı meydan” aklıma gelen ilk başarılı örnekler.

Kimileri tarafından “zibidi müziği” sıfatıyla anılan rapteki Türkçe kullanımı bazı örneklerde şaşılacak raddede iyidir. Günlük dilde kullandığımız kelime sayısı giderek azalırken mesleğine saygısı olan rapçilerin dilin tüm imkânlarını kullanma çabası mutluluk verici. 300-400 kelime etrafında dönen, “köpeğim olacaksın, sen gittin sıradaki gelsin, elimi sallasam ellisi” bataklığında çırpınmaya başlayan pop şarkılarıyla kıyaslayınca kendisi de popüler müziğin bir parçası haline gelen rapin içinde varlığını sürdüren bu tavra saygı duyuyorum.

“Rap” sözcüğünün açılımıyla ilgili iki temel görüş var. Birisi “Rhytm and Poem” (Ritim ve Şiir) veya “Rhytmic American Poetry” (Ritmik Amerikan Şiiri) olduğu, diğeri ise rap sözcüğünün İngilizcede “sert eleştiri” anlamına geldiği ve müzik türünün ismini buradan aldığı. Bu ikinci anlam bizi rapin ikinci temeli olan muhalifliğe götürüyor. Fakat neye ve nasıl muhalefet? Bunun bir anayasası yok elbette ama Ezhel gibi kalkıp “uyuşturucu kullanalım içelim sıçalım kimse de bize karışmasın abi” demekle protest olunmuyor. Ülkede ve dünyada muhalefet edilmesi gereken mülteci nefreti, kadına şiddet, çocuk tacizi, adaletsizlik, ekonomi, silah ticareti, terör, gelir eşitsizliği, ideolojik kamplaşma, kültürel emperyalizm, tekelleşme gibi onca konu varken esrara marihuanaya övgü düzmek bir yanıyla korkaklık, bir yanıyla da kolaycılık çünkü.

Biz bu ülkede rap müziği “25 yaşında yüz binlik araba / Nerden geldi bu para en iyisi sorma” diyen Cartel’le sevdik sonuçta, “Evlerde usul usul çekilir tesbih ve ya sabır / Bugün hesap sormak Musa’nın elindeki asadır” diyen Saian’la da sevmeye devam ediyoruz. Rap budur. Geri kalanlar yaptıkları sabun köpüğü işlere başka bir ad koysun zahmet olmazsa. Aksi halde “hıdıdı hıdıdı al bitch!” diyen daha çok Norm Ender’le muhatap olacaklar, benden uyarması.