İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Bir uyanış öyküsü: Sakalımı neden kestim?

Sekiz yaşındaydım. Aşırı muhafazakâr babam, Cuma namazlarına gitmediğim için beni dövüyordu. Daha dünyayı doğru düzgün tanımazken zorla camiye gönderilmek, dine bakışımı sorgulamama sebep oldu. Fakat hem babamın hem çevremin yoğun baskısı yüzünden (henüz bir çocuk olduğumu da unutmayın) içimdeki fırtınaları kimseyle paylaşamıyordum.

Bir gün, Cuma namazına gidiyormuş gibi yapıp atari salonuna gittim. Tanrı, peygamber, melek, şeytan, cennet ve cehennem gibi kavramlar kafamda cirit atarken uzun uzun Street Fighter oynadım. Genellikle Honda’yı alırdım oyunda; o gün de şişko beni mutlu etmiş, tüm rakiplerimi yenmiştim. Akşama doğru eve döndüğümde babamı burnundan solur vaziyette buldum. Kulağımdan tuttuğu gibi “Kafir mi olacaksın lan eşşoğlueşşek!” diye bağırdı. Ne olduğunu sordum, camcı Sedat abinin beni Cuma vakti dışarıda gördüğünü söyledi. Ben de buna cevaben şöyle dedim: “Babacığım, eğer Sedat abi beni dışarıda görmüşse o da Cuma namazı kılmıyor demektir. İnancımıza göre böyle bir adamın şahitliği kabul edilmez.” Fakat babam bu zekice savunmamdan etkilenmedi ve tam iki hafta harçlığımı keserek beni cezalandırdı.

Yıllar böyle baskılarla geçip gitti. Ergenliğimi yüzümde beliren kıllarla birlikte geride bıraktığımda, babam bana artık sakal bırakmam gerektiğini, Müslüman bir erkeğin bu sünneti terk etmesinin onu cehenneme götüreceğini söyledi. Oysa ben saçlarımı uzatmak, Iron Maiden dinleyip kafa sallamak, arkadaşlarımla dünyayı gezmek istiyordum. Fakat yobazlık her yanımı sarmıştı, gizli gizli bir yudum bira içmek bile mümkün değildi, mahalle sakinleri tüm gençleri gardiyan gibi izliyordu.

Mecburen sakal bıraktım ama içimde dine dair ilgi kırıntısı bile yoktu. Babamla kavgalarımız da giderek sertleşiyordu. Günün birinde, odamda bulduğu rock posterlerini paramparça etti ve “Bu kedi kesen satanistleri bir daha görürsem seni evden atarım” dedi. Ben de “Buna gerek kalmayacak baba” dedim ve banyoya koştum; sakallarımı bir çırpıda kestim. O sinirle soluğu Taksim’de aldım ve boynuma yılan dövmesi yaptırdım. İnanın bana, hayatımda kendimi hiç bu kadar özgür, bu kadar mutlu hissetmemiştim. Prangalarımdan kurtulmuştum. Bir daha evime dönmedim, hayatımı tek başına kazanmaya başladım.

Bayılıyorsunuz değil mi böyle hikâyelere; sevgili BirGün, Medyascope, Cumhuriyet ve diğerleri? Müslüman gençleri iradesizlik abidesi görmeyi, İslam’ın gereklerini bilerek ve isteyerek yapmadıklarını düşünmeyi seviyorsunuz. Size göre bir genç kız asla özgür iradesiyle başını örtmüş olamaz, muhakkak arkasında kapkara bir zihniyetin baskısı vardır. Onlu yaşlarında bir çocuğun namaz kılmasını aklınız almıyor, onu bir an evvel saplandığı bataklıktan kurtarıp modern dünyaya armağan etmek istiyorsunuz değil mi?

Bakın, o işler öyle değil. Kıyıda köşede iki tane sivri hikâye bulup sosyoloji ilmine küfreder gibi genellemeler yapmayın. Evet, bu din bize atalarımızdan miras kaldı, doğduğumuz andan itibaren bir Müslüman gibi yetiştirildik, önümüze beş tane din koyup “birini seç” demedi kimse. Ama başka nasıl olacaktı? Yahudiler, Hristiyanlar farklı bir yöntemle mi yetiştirmiyor çocuklarını. “On yaşına kadar ateist olsun, sonra bütün inançları ve karşı argümanları önüne koyalım, çocuk kendi karar versin” demiyorlar. Konumuz bu da değil gerçi. Evet, çoğumuz dinimizi anne babamızdan, komşularımızdan, camilerden, hocalardan öğrendik. Fakat dinin emirleri asla zorla yerine getirilmez. Bir insan dini sevmiyorsa sevmiyordur, orucunu tutmuyorsa tutmuyordur, iman etmiyorsa etmiyordur. Allah’ın sözünden çekinmeyen birinin komşularının sözünden it gibi korkacağını zannetmeyin artık. Laik bir çevrede yetişen çocuğun boğazından aşağı zorla rakı döküldüğünü, vücudu dövme kaplı bir delikanlının bunu çevre baskısından kurtulmak için yaptığını düşünen var mı? Veya bir muhabirini tesettürlü olarak Kadıköy’ün orta yerine gönderip yaşadıklarını, seküler kadınların küçümseyici, hatta iğrenir bakışlarını haberleştiren var mı? Yok. Ama iş başörtülü kızlara, namaz kılan çocuklara gelince, “Ah benim canlarım, aslında modern olmak için yanıp tutuşuyorlar ama zalim babaları müsaade etmiyor!”

Ne diyeyim, o küçük dünyanızda memlekete dair her şeyi açıkça görmeye, her davranışın arkasındaki nedeni mutlak doğrulukla bilmeye ve bize acımaya devam edin. Acınacak halinize ayna tutan bulunur elbet.