İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Bir gün bir kitap okudum

Hayat meşgalesi içinde kitabın, okumanın, yazmanın neredeyse hiç görülmediği bir Anadolu ailesinde büyüdüğüm için, bir gün bu büyülü dünyayla tanıştığımda ne yapacağımı bilemedim. Kitapların dünyasında ilk adımlarımı atarken acemilikle heves, bilgisizlikle iştah aynı anda ruhumu ele geçirmişti; zifiri karanlıkta el yordamıyla yolunu bulmaya çalışırken sağa sola çarpıp eşyaları deviren biri gibiydim. Okuma arzusuyla yanıp tutuşuyordum ama hem ne okuyacağıma dair fikrim yoktu, hem de beş yüz yıl yaşasam ve hiç durmadan okusam bile bitiremeyeceğim kadar çok kitap vardı. Bu konuda danışabileceğim yahut heyecanımı görüp yol gösterecek kimseler yoktu etrafımda. Korku-gerilim romanlarıyla ağır felsefe metinleri, berbat çevirili Fransız klasikleriyle İngiliz polisiyeleri, ünlü rock gruplarının kariyerini anlatan kitapçıklarla Rus edebiyatının devleri aynı anda girmişti hayatıma. Haftalarca çölde hayatta kalma mücadelesi verdikten sonra önüne sofra serilen bir adam nasıl yemek yerse ben de öyle okuyordum; herhangi bir sıra gözetmeden ve ağzımı burnumu yediğime bulaştırarak.

İçinde bulunduğum haleti ruhiye, okuduklarımdan haddinden fazla etkilenmeme sebep oluyordu. “İşte hayatımın kitabı bu!” dedikten üç gün sonra, “hayır hayır, asıl bu!” derken buluyordum kendimi. Ama Allah için, kitaplar da kitaptı hani; bütün suç kontrolsüz heyecanımda değildi. Şu listeye bakınca hak vereceksiniz bana: Charles Dickens – İki Şehrin Hikâyesi, Albert Camus – Yabancı, Jack London – Martin Eden, Nihat Genç – Arkası Karanlık Ağaçlar, Nurdan Gürbilek – Kötü Çocuk Türk, Patrick Süskind – Koku, Stephen King – Hayvan Mezarlığı, Dostoyevski – İnsancıklar, Ahmet Hamdi Tanpınar – Saatleri Ayarlama Enstitüsü, Cengiz Aytmatov – Gün Olur Asra Bedel ve daha niceleri… “Bundan daha iyisi olamaz” demenin hükmü kalmamıştı, daima daha iyisi vardı.

Yıllar insanı terbiye ediyor, sakinleştiriyor. Edebiyattan, şiirden, okumaktan aldığım zevk asla azalmadı ama heyecanım önemli ölçüde yatıştı. Hayatın zorluklarıyla boğuşurken kitaplarla eskisi kadar haşır neşir olamamanın da bunda payı var; iki-üç günde bir kitap devirdiğim günler tatlı bir hayal artık. Yine de, ilk gençlik çağımda olduğu gibi “hayatımı değiştirdiğini” iddia etmesem de bazı kitaplar beni ziyadesiyle etkilemeye, hafızamda güzel köşeler kapmaya devam etti. Birkaçını anmasam olmaz: Geçen hafta kaybettiğimiz Ursula Le Guin’in başyapıtı Mülksüzler, Per Petterson’un insanı huzur ırmaklarına daldıran romanı At Çalmaya Gidiyoruz, Bulgakov’un enfes taşlaması Usta ile Margarita, Muhammed Hamidullah’ın bir siyer olmanın çok ötesindeki eseri İslam Peygamberi, geç tanıştığımız ama iyi ki tanıştığımız Platonov’dan Can, Jose Saramago’nun şaşırtıcı üslubuyla Körlük, Türkçenin medarı iftiharı Refik Halid Karay’ın 18 ciltlik Memleket Yazıları, “dünyanın vicdanı” Eduardo Galeano’dan Aynalar ve Andre Maurois’in “aşk romanı böyle bir şeymiş demek” dedirten unutulmaz eseri İklimler.

Çoğu zaman, elimdekini bitirdikten sonra okuyacağım kitabın ne olacağını bilmem, kendime bir sürpriz yapmak isterim. Kitaplığımın karşısına geçer, uzun uzun raflara göz gezdirir, bazı kitaplara parmak uçlarımla dokunur, bazılarını da çekip şöyle bir karıştırırım. (Hemen her kitapseverin olduğu gibi benim kütüphanemin de hatırı sayılır kısmı henüz okunmamış kitaplardan oluşuyor.) Aylarca sırasını beklemekten sıkılan bir kitabın işaret vermesini umarak dikilirim odanın ortasında. O işaret çoğu zaman belli belirsiz bir his olarak gelir.

Bana yıllar sonra “Bu nasıl bir roman, nasıl bir kalem gücü” dedirten Cennetin Doğusu’nu okumaya işte böyle başladım. Her zamanki ritüelimi tekrarlarken, göz korkutan kalınlığına rağmen elim bir anda ona uzanıverdi. John Steinbeck’in iki unutulmaz romanını; Fareler ve İnsanlar ile Gazap Üzümleri’ni yıllar önce okumuştum, Amerikalı yazara zaten hayrandım. Fakat Cennetin Doğusu -uzun süre yeni baskısının da yapılmaması sebebiyle- dikkatimi çekmemişti. Sağ olsun Sel Yayınları yazarın tüm eserlerini bir araya toplayıp -bazılarını yeni çevirileriyle- basınca, kitaplığımın önemli bir eksiği daha kapandı.

Salinas Vadisi’ndeki birkaç ailenin birkaç kuşak süren öyküsünü konu edinen roman, 656 sayfalık hacmine rağmen birkaç kelimeyle özetlenebilir: İyiliğin ve kötülüğün bitmeyen mücadelesi. Steinbeck’in çıkış noktası da Habil ile Kabil kıssası üzerinden tüm insanlık tarihini anlamaya çalışmak zaten.

Heyecanıma gem vuramayacağım, kusura bakmayın: Ben böyle bir “anlama çabası” görmedim. Yazarın kendini tutmayıp araya girdiği ve insanın iyilikle kötülük arasında sıkışan yolculuğunu anlattığı her cümle, her paragraf, her bölüm bir edebiyat mucizesi adeta. Büyüklüğünü tartışamayacağımız Tolstoy da romanlarında sıkça araya girer, benzersiz zihninin kıvrımlarında demlenmiş düşüncelerini okura aktarır; fakat bunu yaparken cemaatine seslenen bir vaizin kendinden emin edası vardır üstünde. Bir Tolstoy romanı okurken, yazarın birazdan bazı konulardaki “kesin” düşüncelerini aktaracağını bilirsiniz. Bu düşüncelerin ne kadar isabetli, ne kadar hakikate yakın oldukları, sonradan değişip değişmedikleri önemli değildir; dikkat çeken yegâne şey, Tolstoy’un bunları eşsiz yeteneğinin ve zekâsının farkında olarak, hatta okurunu yer yer küçümseyerek yazmasıdır. Steinbeck, Cennetin Doğusu’nda vaaz vermiyor, nutuk atmıyor, işaret parmağının eklemiyle kafamıza vurmuyor. Sanki ilahi irade ona insanlık tarihini başından sonuna seyrettirmiş, o da bir belgeselci soğukkanlılığıyla “bunları bunları gördüm” diye anlatıyor; iddia etmeden, şüphe uyandırmadan ve edebiyatın tüm lezzetini zihnimize boca ederek.

Belki de abartıyorum, belki birileri bu yazının ardından romanı okuyacak ve harcadığı vakit yüzünden hakkımda nahoş düşünceler beslemeye başlayacak. Belki zaten okumuş olduğu bir kitaptan bahsettiğim için romanın detaylarını hatırlayarak hak verecek bana. Hiçbiri önemli değil. Aynı ilacın farklı insanlarda aynı etkiyi göstermemesi gibi, aynı kitap da farklı kişilerin hayatına aynı ölçüde damga vurmayabilir. Ne talihliyim ki benimkine vurdu. Bunun için Steinbeck’in kalemine ne kadar şükran duysam az.