Reftar

Ali Şen’den Nefretimin 20 Sebebi

11 Nisan 1993’te, İstanbul İnönü Stadyumu’nda Beşiktaş ile Trabzonspor karşılaştılar. Statta izlediğim ilk maçtı bu. Kız kardeşlerimin ikincisinin doğumundan bir gün önceydi ve eniştemin yeni nişanlandığı, o günlerde bizde kalan teyzeme yaptığı bir jestten ibaretti. İnönü’de deniz tarafındaki kale arkasındaydık. Stadyumun yarısı Trabzonspor taraftarlarına ayrılmıştı. Evet, o zamanlar öyleydi; fifty fifty. Hatta bizim bulunduğumuz tribünde Beşiktaş formalı birkaç kadın bile bulunuyordu. Maçı Trabzonsporlu eşleriyle birlikte izliyorlardı. Tribünde bir de seyyar köfteci vardı. İlk kez evin dışında, annemden başka birinin yaptığı köftelerden yiyordum. Acıydı, bol soğanlıydı, Allah bilir içinde ne vardı ama kesinlikle çok lezzetliydi. Rakip kalede, göğsündeki Beko reklamıyla uyum içindeki buz adam Bako vardı. Beşiktaş ligde liderdi ve 2-1 kazanmıştık. Ömrümün geri kalanında nadiren göreceğim “İstanbul deplasmanında iyi oynayarak kazanan Trabzonspor”un gollerini Büyük Orhan ve isminin nasıl yazıldığını bir türlü ezberleyemediğim Polonyalı Çizyo atmıştı. Rüya gibi günlerdi.

Hayatı tribünlerde geçen adamlardan olmadım. Futbol sevgime ve bu sevginin merkezinde duran Trabzonspor’a rağmen çoğu zaman stadyumlardan uzak durdum. Çünkü stadyumlar, o yıllarda tohumları atılan ve uygun koşullar sayesinde çabucak kök salan bir şiddet/nefret kültürü yüzünden bir daha asla sağlıksız ama lezzetli köfte yediğim yerler olmadı. Romantik değilim, o zamanlarda da futbol yüzünden ağır kavgalar edildiğini, türlü dolaplar çevrildiğini, silahların konuştuğunu biliyorum. Ama binlerce rakip taraftarla aynı statta yan yana oturmak da bir ütopya değildi. Sahada olan sahada kalıyordu.

Ali Şen, tam da bu arada, insanların her şehirde her maça gidebildikleri, deplasmanlarda köfte ekmek yiyebildikleri bir dönemde çıktı ortaya. Ve öyle bir fırtına kopardı, Fenerbahçe camiasına etkisi uzun yıllar kaybolmayacak öyle zehirler zerk etti ki bugün acı ve çirkin meyvelerini yemek zorunda kaldığımız tiksindirici bir futbol kültürünün temellerini attı.

Ali Şen’in yalnızca bir ilkesi vardı: “Başarı için her yol mubahtır”. Bu ilke gereğince gücünün yettiği her şeyi, en üst limitlerine dek zorlayarak yaptı. Gergin ortamlarda Fenerbahçe’nin bir şekilde ayakta kaldığını fark etmişti Ali Şen. Rakipleri, medya, federasyon, hakemler ve kulüp içindeki muhalifleri üzerinde müthiş bir baskı kurdu; onları manipüle etmek için hiçbir fırsatı kaçırmadı. Tüm bunları yaparken ihtiyacı olan desteği de kendi taraftarını örgütleyerek sağladı. “25 Milyon Fenerbahçe Taraftarı”, “Fenerbahçe Cumhuriyeti”, “Bir Gün Herkes Fenerbahçeli Olacak” gibi onlarca slogan onun zamanında piyasaya sürüldü. Fenerbahçeli olmayan herkesin Fenerbahçe düşmanlığında birleştiği, rakip taraftarların işi gücü bırakıp Fenerbahçe’nin başarısızlığı için kafa yorduğu sanrısı oluşturuldu.

Suya atılan taş dalga yaratır, bu kadar etki elbette tepkisiz kalmazdı. Ali Şen’in kurduğu çarpık düzenin Fenerbahçe’ye başarı getirdiğini gören rakipleri “kirliliğe karşı daha fazla temizlik” diyemedi; onlar da kirlenmeye karar verdi. Doksanlı yıllara kadar elle tutulur bir örneği olmayan mafyöz başkanlar sardı ortalığı. Stadyumlar günden güne daha fazla şiddete, daha fazla küfüre ev sahipliği yapmaya başladı. Yazılı ve görsel basının körüklediği düşmanlık, internetin hayatımıza girişiyle birlikte çığ gibi büyüdü. Saha kapatmalar, hak mahrumiyeti cezaları vaka-ı adiyeden sayılmaya başlandı. En acısıysa Baba Hakkı gibi, Lefter gibi, Şenol Güneş gibi, Oğuz Çetin, Cüneyt Tanman, Rıza Çalımbay gibi, insanlıkları her zaman futbolculuklarından önce anılan adamlar tatlı birer hayal oldu. Onların yerini ise, çirkefliklerini “kulübe adanmışlık” diye pazarlayan futbol katilleri aldı.

Ve bugün… İnsanlar deplasman maçlarına güvenlik gerekçesiyle gidemiyor. Stadyumlarda, caddelerde, toplu taşıma istasyonlarında, maç izlenen kafelerde korkunç kavgalar çıkıyor. İnsanlar taşla, bıçakla, silahla, sırf taraftarı oldukları kulüplerin aralarındaki gerginlikten dolayı birbirlerine saldırıyor. Futbol Federasyonu’nda adalet diye bir kavram kalmadı; suç, zanlının formasına göre cezalandırılıyor (ya da cezalandırılmıyor). Tarihimiz boyunca izin vermemekle övündüğümüz zenci ırkçılığına bile şahit olduk, tribünlerden oyunculara muz atıldığını, kafalara siyah poşetler geçirildiğini gördük. Ne için? “Biz daha büyüğüz” sözünün altını doldurmak, daha fazla bağırarak “düşmanların” sesini bastırmak için.

Bilmiyorum, ihtimal ki Ali Şen hiç yaşamasa bile bunlar yine meydana gelirdi. Onun tezgâhları olmasa başkasınınkiler kurulacaktı belki de. Ancak bu varsayımlar ilk taşı atanın o olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Ve ben Bush ailesine, Kenan Evren’e, Fethullah Gülen’e nasıl bakıyorsam, Ali Şen’e de öyle bakıyorum. Çünkü bunu kendi istedi. Hem de aşkla, zorla, hayatı boyunca…

Not: Başlıktaki göndermeyi merak eden arkadaşlar İsmet Özel şiirlerini kurcalayabilirler :)

(Bu yazım, Gerçek Hayat’ın 792. sayısında yayınlanmıştır.)
1980'de Trabzon'da doğdu. Üsküdar'da yaşıyor. Yazarlık ve editörlük yapıyor. Ayrıca -artık bu mesleği icra etmese de- bir mobilya ustası. Evli. Esma Rahel adında feci derecede tatlı bir kızı var. Trabzonsporlu. Dünyayı ancak başak burçlarından oluşan bir komisyonun kurtarabileceğine inanıyor. İyi çocuktur. Çocuktur.

1 Yorum

  1. mithadselim

    1 Şubat 2016 - 16:43

    futbol fanatizminin büyümesinde pek kişi ve kurum gibi ali şen’in de kabahati muhakkaktır. lakin deplasman tribünü olayını başlatan adnan polattır. hatta ali samiyendeki 2-1 g.sarayın kazandığı bir beşiktaş maçı diye hatırlıyorum.
    futbol ve fanatizme gelince belli bir kişye yahut tarih aralığına mal etmek doğru olmaz kanaatindeyim. zira cüneytlerin, rızaların, oğuzların zamanında(1991 yılı olmalı) mecidiyeköy’ün göbeğinde bir gencin öldürüldüğünü hatırlıyorum. ondan öncesinde 1982de e.sehir-beşiktaş maçında hakemlerin kafa ve gözlerinin yarıldığını beşiktaşın mahsur kaldığını, yine her ne kadar siyasi orjinli de olsa kayseri-sivas maçı vb.

    haklı olduğunuz konu, adalet olmayınca herkes kendi adaletini oluşturmaya çalışıyor. kulüp yöneticileri ile birlikte federasyon, spor bakanlığı ve nihayetinde devlet erki popülizmi bırakmadığı sürece bu kör fanatizm azalmaz bilakis artarak devam eder.

Yorum Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.